Alitiha’nın haberine göre, “Biz ara bölgenin statüsünün ihlal edilmemesi ve Türk askeri açısından herhangi askerî bir avantaj oluşmaması için çalıştık. Bunlara itirazı olan varsa çıksın söylesin” diyen Hristodulidis, kendilerinin “öze, yani var olan karşılıklı anlayışın uygulanmasına odaklandıklarını” savundu.

Hristodulidis, Pile sakinlerinin bu çabalarını kutladığını belirterek “hedeflerinin, ara bölgenin statüsünün ihlal edilmemesi ve Türk askerinin askerî avantaj elde etmemesi olduğunu” yineleyerek uzlaşılanların uygulanmasındaki sorumluluğun BM Barış Gücü'nde olduğu kaydetti.

Pile’de şekillenen durumdan Türk tarafının uzlaşısından caydığı anlamını çıkardığını da kaydeden Hristodulidis,

“Gözlenmekte olan ara, Türk askerinin faaliyetlerinden kaynaklanıyor” ifadesini kullandı ve BM’nin Türk askeriyle, Türkiye ile istişare ederek uzlaşılanların uygulanmasını sağlamak için bir ara verilmesini istediğini söyledi.

Hristodulidis, birinci ve ikinci Dünya Savaşında ölenlerin anısına düzenlenen etkinlik sonrasında gazetecilere yaptığı açıklamada Türk tarafının Pile anlaşmasından caydığı anlamını çıkardığını ve BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’ten görüşme talep ettiğini söyledi.

“15 gün süren aşırı ütopik beklenti”

Guterres’le Pile, Kıbrıs temsilcisi ve Gazze’ye denizden insanî yardım koridoru konularını ele alacakları telefon görüşmesinin, kendisi AB’nin geleceğiyle ilgili küçük Avrupa Konseyi toplantısı için bulunacağı Berlin’deyken gerçekleşeceği bilgisini de verdi.

Politis, Pile’yle ilgili anlaşmaya varıldığı ve BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs’taki Özel Temsilcisi ve Barış Gücü Misyon Şefi Colin Stewart’ın, anlaşmanın uygulama yöntemi konusunda iki tarafla temaslarına devam ettiği ilan edildiğinde, “BM tarafından Pile’de uzlaşı formülü bulunduğuna göre hemen ardından Kıbrıs sorununda adım atılacağına dair aşırı ütopik bir görüntü yaratıldığını" yazdı.

Rum tarafında oluşan bu beklentinin, BM’den ve Rum tarafından yapılan alenî açıklamalardan kaynaklandığını kaydeden gazete, 9 Ekim’de varılan anlaşmanın ardından 23 Ekim’de başlayan çalışmalar sırasında bir Kıbrıslı Türk’e ait araziye kadastro ihlali yapıldığı gerekçesiyle Türk tarafından itiraz geldiğini ve böylece karşılıklı anlayış anlaşmasının “havaya uçtuğunu”  belirtti.

Gazete, Rum tarafının, Kıbrıslı Türk’e ait bir araziye yönelik ihlal durumu varsa, tapuyla ilgili her türlü meselenin, çalışmaların seyri etkilenmeden, tapu memurları tarafından çözülebileceği görüşünde olduğunu ve her şartta ve durumda uzlaşılanların hayata geçirilmeye derhal devam edilmesini istediğini yazdı.

“Türk askerinin, Pile’de ara bölge içerisinde bulunan TK15 gözlem kulübesinin, parselizasyon neticesinde devre dışı kalacağı gerekçesiyle itiraz ettiğini” yazan gazete, BM ile yapılan karşılıklı anlayış anlaşmasında, Türk asker ya da polisinin ara bölge içerisinde olmasına müsaade edilmeyeceğinin açıkça belirtilmesine rağmen gözlem kulübesinin kaldırılması konusunun hiç tartışmaya açılmadığına dikkat çekti.

Gazete, görüşüne başvurduğu Rum askerî çevrelerinin ise “anlaşma uygulanırsa, gelecekte bölgeye inşa edilecek konutların gözlem kulübesini birliğinden tamamen ayıracağını, Türk askerinin itirazının ana nedenin de bu olduğunu söylediğini aktardı.

“Rum tarafı Barış Gücü’nün Kıbrıs Türk tarafıyla yaptığı anlaşmanın resmî metnini bilmiyor”

Öte yandan Haravgi, “Pile’yle İlgili Karşılıklı Anlayışlar Yeni Emrivaki Tehlikesi İçeriyor” başlıklı haberinde, Rum tarafının, BM’nin Kıbrıs Türk tarafı ile imzaladığı anlaşmanın resmî metnini tam olarak bilmediğini, bunu geçen haftaki açıklamalarında Dışişleri Bakanı Konstantinos Kombos’un da, Sözcü Konstantinos Letimbiotis’in de itiraf ettiğini vurguladı.

Gazete, yetkili bir kaynağın, Rum tarafının BM Barış Gücü’nün Kıbrıs Türk tarafı ile imzaladığı anlaşmayı gayriresmî bildiğini belirterek, mantıken bu metinlerin birbirinden farklı olamayacağı kanaatini dile getirdiğini yazdı.

Güney'de 6 bin sürücü ehliyetten mahrum edilme riski altında... Güney'de 6 bin sürücü ehliyetten mahrum edilme riski altında...

Gazeteye göre aynı kaynak, parselizasyon çalışmasını örnek göstererek şunları söyledi: “Bu konuda iki metinde birbirinden farklı şeyler yazılamaz. Net olmayan, pratik uygulamadır. Örneğin arsalar için izni kim verecek? Kıbrıs Rum tarafı, ara bölge Kıbrıs Cumhuriyeti’ne ait olduğuna göre izinlerin, arsa almak isteyen Kıbrıslı Türklere bile Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından verileceğini düşünüyor. Ancak bu o kadar da net görünmüyor. Sorun, arsa açma çalışmaları, 1974 öncesinden beri Kıbrıslı Türk’e ait olan arsadan başladığında çıktı. Bu örnekte, Kıbrıslı Türk 1974’ten sonra tapusunu Denktaş rejimine verip yerine başka bir ev aldıysa işgal makamları orayı kendisine ait hali arazi görüyor. Bu da karışıklık yaratıyor. Bu, karşılıklı anlayış metinlerinde izah edilmeyen bir yöndür çünkü metinler bu derinliğe inmez.”

“Rum tarafı usul ve tali konularda özden kaçmaya çalışıyor”

Habere göre Mihalis Papapetru isimli avukat Haravgi’ye yaptığı açıklamada, Rum tarafının usul ve tali konularda özden, iki taraf arasında gerekli güveni yaratmak için karşılıklı anlayıştan kaçmaya çalıştığını, böylece karşılıklı anlayış yerine farklı yorumlar, çifte anlaşmalar ve çıkmaz ortaya çıktığını söyledi.

Bir güven yaratıcı önlemin, Hristodulidis’in yaz döneminde yapması gereken, Kıbrıslı Türklere yönelik önlemleri ilan etmesi olacağına ancak Hristodulidis’in bugüne kadar herhangi bir şey ilan etmediğini söyleyen Papapetru, “Bu zihniyetle hiçbir yere varamayız” dedi.  

Papapetru, imza atılanın da net olmadığını, bu karşılıklı anlayışın tam olarak ne olduğunu, neler içerdiğini kimsenin halka izah edemediğini kaydederek “Tatar, elinde bazı veriler olmasaydı Antonio Guterres’i telefonla arayamazdı” ifadesini kullandı.

“Olgular Kıbrıs Rum tarafının BM’yi düşman, yetkililerini tehlikeli görme taktiğini gösteriyor”

Siyasi analist Hristoforos Hristoforu ise “Pile’deki olgular Kıbrıs Rum tarafının Barış Gücü’nün ara bölgedeki yetkisini sorgulama ve BM’yi düşman ve yetkililerini de tehlikeli görme taktiğini gösteriyor. Örneğin (Eski İçişleri Bakanı Nikos) Nuris dikenli tellerinin yüzde 60’ı ara bölge içerisindeydi ve Barış Gücü’ne sorulmadan oraya yerleştirildi. İtiraz demek, gelen buldozerleri Millî Muhafız Ordusu tanklarının durdurması gerektiği anlamına gelir. Bunu yapabilir miydi? Barış Gücü'yle ilgili konularda söz sahibi olma talebini ileri götürmek Türk ve Kıbrıs Türk tarafı için idealdir” dedi.