Cumhurbaşkanı Erhürman’ın açıklaması şöyle:

“Maronit çocukların hakları, Karpaz’daki Rum okulundaki çocukların hakları, ana-baba Kıbrıs kökenli, biri Kıbrıs kökenli (karma evlilik), ana-baba Türkiye kökenli veya başka uyruklu tüm çocukların hakları…

Berova, Kıbrıs Türk İşverenler Sendikası heyetini kabul etti
Berova, Kıbrıs Türk İşverenler Sendikası heyetini kabul etti
İçeriği Görüntüle

Hepsi gündemimde ve hepsiyle ilgili de çalışıyorum. Sorunlar küçük küçük de olsa çözülsün diye uğraşıyorum. Kamuoyunda tartışma malzemesi yapmamaya dikkat ederek.

Başka mağduriyetler, başka yaş gruplarının mağduriyetleri de gündemimde elbette. Hepsine insan hakları perspektifiyle bakmak için özen gösteriyorum elimden geldiği kadarıyla.

Birçok dernek, kulüp geliyor Cumhurbaşkanlığı’na. Tek tek bireyler, anneler, babalar, çocuklar da…

Nezaket ziyareti gibi görünenler dahil, hepsi sorunların da paylaşıldığı görüşmeler.

Vize alamadığı için okula kabul hakkını, bursunu kaybedenler; ana-babalarının doğum yerleri dolayısıyla arkadaşlarından çok daha fazla ödeme yapmaları gerektiği için yurt dışında öğrenim görme olanağını yitirenler; vize alamadığı için kulübüyle veya halk dansları ekibiyle yurt dışı faaliyetlere katılamayanlar; ekiplerindeki diğer arkadaşları gidemeyecek diye yurt dışına gitmekten vazgeçenler; yarışmalara katılmakta güçlük çeken sporcular ve daha neler neler…

Bu sıkıntıları yaşayan kulüpler, ekipler, takımlar, federasyonlar, ana-babalar, neneler, dedeler…

“Yaşamayan bilmez” derler. Empati öğrenilen bir şey. Yaşamasan da empati yapabilirsin aslında. Hatta konu çocuklar olunca bu daha kolay olmalı!

Karma evliliklerden doğan çocukların insan hakları konusunda konuştuğum/yazdığım zaman bazen pişman oluyorum sonunda. Asla çoğunluk olmasa da, öyle şeyler yazıyor ki kimileri, umarım bu çocuklardan herhangi biri bu yazılanları okumaz diye dilemekten alıkoyamıyorum kendimi!

Bir “hak”tan bahsediyoruz. Ana-babası Kıbrıs kökenli çocukların ana-babaları arasında da sizin istediğiniz türde bir çözümü istemeyenler, eski Kıbrıs Rum mallarını kullananlar, “Kıbrıs Cumhuriyeti” demeyenler var. Onların çocuklarının hakları bu konudaki tutumlarına mı bağlı ki diğerlerinin hakları da böyle şeylere bağlansın?! Küçücük çocukların, gençlerin hakları böyle şeylere bağlanabilir mi?

Efendim ben “Kıbrıs Cumhuriyeti” dahi demezken bu talebi nasıl dillendirebilirim? Ne dediğimi de, ne demediğimi de, neyi neden deyip demediğimi de biliyorum ve daha önce defalarca açıkladım. Kaldı ki Kıbrıslı Rum lider “KKTC” demezken bana Karpaz’daki Rum okulunda okuyan çocukların sorunlarını aktardığında ona “KKTC” demeyi mi şart koşmalıyım? Hiç şart koşmadım, koşmam da. Çocuklardan söz ediyoruz!

Efendim başka sorunlar da var. Bunlar halledildi mi ki bu konu gündeme gelsin? Sorunları yarıştırmıyorum. Tüm sorunlarla ilgilenmek zorundayız ve ilgileniyoruz. Ama çocukların ve gençlerin her gün yaşadıkları ve hayatlarında geri döndürülemez sonuçlar doğuran hak ihlallerine, evet öncelik veriyorum. Çünkü ihlalin kalkmadığı her gün bir ya da birkaç çocuğun hayatında daha, annesinin, babasının doğum yeri dolayısıyla geri döndürülemez sonuçlar doğuyor. Vizesi bütün çabalarımıza karşın 1 Eylül günü gelen ve 1 Eylül günü okulunda olamadığı için hem kayıt hakkını, hem burs hakkını kaybeden bir çocuktan söz ediyorum mesela! Duyabiliyor, onun, annesinin, babasının neler hissetmiş olabileceğini tahayyül edebiliyor musunuz?

“Mahalleler”den söz ediliyor son zamanlarda. “Yankı odaları”ndan. Üzerinde düşünmeye gerçekten değer. Şunu söylemeliyim ki, anasının-babasının doğum yerinden dolayı sıra arkadaşının sahip olduğu haktan mahrum kalan bir çocuğun derdi benim yüreğimi dağlamıştır her zaman. Şu anda bulunduğum görev itibarıyla bu daha da acıtıcı. Ve söz ettiğim durumları düşünüp de yüreği dağlanmayan birilerinden oluşan bir “mahalle” varsa buralarda (ki sanmıyorum) ben hiçbir zaman öyle bir mahalleye mensup olmadım, asla olmayacağım.

Uzun konuşmalar dinlenmiyor, uzun yazılar okunmuyor! Biliyorum. Derdini daha az satırla anlatmak bir marifet. Bunu da biliyorum ama birilerinin söyledikleri ya da yazdıkları üzerine konuşacak, eleştiri yapacaksam, uzun da olsa onların ne dediklerini dinlemem, ne yazdıklarını okumam gerektiğini de biliyorum!

Son konu: Bir Cumhurbaşkanı sosyal medyada bu kadar çok paylaşım yapar mı? Yanıt herkese göre değişir ve herkesin düşüncesine saygı duyarım. Benim kararım şu: Muhakemeye, analitik, eleştirel düşünmeye, kabul etmeyecek olsak da anlamak için çaba göstermeye, empatiye ve daha çok iletişim kurmaya ihtiyacımız var. En gürültülü konuşanın, empatiye niyeti olmayanın, ağzına geleni aklın ve yüreğin süzgecinden geçirmeden söyleyenin hakimiyet kurmasına sessiz kalamayız.

Ben fırsat ve vakit buldukça bu alanı kullanacağım ve bir Cumhurbaşkanı olarak değil, yurttaş olarak, karınca kararınca sözümü söyleyeceğim. Bence herkes söylemeli ama tabii ki takdir herkesin kendine ait!”