Ekonomik Örgütler Platformu tarafından yapılan açıklama şöyle:

"Sayın Cumhurbaşkanımız,

Kıbrıs sorunu onlarca yıldır müzakere masalarında konuşuluyor. Federasyon, iki devletli çözüm, güven artırıcı önlemler, sınır kapıları ve siyasi görüşmeler…

Ancak bugün bambaşka bir döneme giriyoruz.

Artık Kıbrıs meselesinde siyasetin önüne hukuk geçiriliyor.

Rum Yönetimi uzun süredir ceza hukukunu siyasi baskının yeni aracı hâline getiren sistematik bir strateji izliyor.

Önce Kuzey Kıbrıs’taki inşaat sektörüne, yatırımcılara ve emlak piyasasına yönelik uluslararası girişimler başladı.

Bugün ise yalnızca vekâleten imza attığı belirtilen diplomatik pasaport sahibi bir Kıbrıslı Türk “tanık” sıfatıyla ifadeye çağrılıyor; buna rağmen kendisine sanık olmayacağı yönünde hiçbir güvence verilmiyor.

Bu gelişmeler artık münferit olaylar olarak değerlendirilemez.

Bugün hedef yalnızca müteahhitler değildir.

Yarın otel işletmecileri…

Restorancılar…

Çeler: Çözüm beklentisi toplumun ortak beklentisi haline geldi
Çeler: Çözüm beklentisi toplumun ortak beklentisi haline geldi
İçeriği Görüntüle

Sanayiciler…

Turizmciler…

Çiftçiler…

Esnaflar…

İş insanları…

Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan, çalışan ve üreten herkes aynı hukuki risk alanının içine çekilebilir.

Çünkü Rum Yönetimi’nin yıllar önce yaptığı yasal düzenlemelerin kapsamı son derece geniştir ve son dönemde bu düzenlemelerin uygulama alanı adım adım genişletilmektedir.

İşte tam da bu nedenle mesele yalnızca birkaç dava değildir.

Bu mesele, Kıbrıs Türk halkının ekonomik geleceğiyle ilgilidir.

Üstelik bu tablo, Kıbrıs Türk halkının onlarca yıldır maruz bırakıldığı uluslararası izolasyonların üzerine inşa edilmektedir.

Doğrudan ticaret hakkı engellenen…

Uluslararası hava ve deniz ulaşımından dışlanan…

Spor, kültür ve ekonomi alanlarında sürekli kısıtlamalara maruz kalan Kıbrıs Türk halkı, bugün bir de ceza hukuku yoluyla ekonomik faaliyetlerinin baskı altına alınması tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Oysa Avrupa Birliği’nin 10 No’lu Protokolü, kuzeyde yaşayan Kıbrıslı Türklerin ekonomik gelişiminin desteklenmesini ve iki toplum arasındaki ekonomik yakınlaşmanın teşvik edilmesini öngörmektedir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise Demopoulos ve Diğerleri kararında, Kıbrıs’taki mülkiyet meselesinin yalnızca geçmişin değil, bugün adanın kuzeyinde oluşan sosyal ve ekonomik gerçekliğin de dikkate alınması gerektiğini açıkça ortaya koymuş; Taşınmaz Mal Komisyonu’nu etkin bir iç hukuk yolu olarak kabul ederek mülkiyet uyuşmazlıklarının ceza hukukuyla değil, hukuk mekanizmaları içinde çözülmesi gerektiğine işaret etmiştir.

Buna rağmen bugün izlenen yol, hukuki çözümü teşvik etmek yerine, ceza hukukunu siyasi baskının aracı hâline getirme tehlikesi taşımaktadır.

Sayın Cumhurbaşkanımız,

Bugün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Sayın António Guterres ile gerçekleştireceğiniz görüşme, yalnızca yeni bir müzakere sürecini değil, Kıbrıs Türk halkının yıllardır maruz kaldığı haksızlıkları uluslararası toplumun en üst makamına bir kez daha güçlü şekilde anlatabilmek açısından da tarihi bir fırsattır.

Sizden beklentimiz; Rum Yönetimi’nin Kıbrıs Türk halkına yıllardır uyguladığı ekonomik izolasyonları, temel insan haklarıyla bağdaşmayan kısıtlamaları, Avrupa Birliği’nin kendi hukuki yükümlülükleriyle çelişen uygulamaları ve bugün ceza hukukunu siyasi baskı aracı olarak kullanarak ekonomik yaşamı hedef alan girişimlerini Sayın Guterres’in huzurunda açık, kararlı ve güçlü bir şekilde dile getirmenizdir.

Çünkü bugün yaşananlar yalnızca birkaç yatırımcının veya birkaç şirketin sorunu değildir.

Bu mesele, Kıbrıs Türk halkının çalışma hakkının, mülkiyet hakkının, ekonomik gelişme hakkının, serbest dolaşım hakkının ve hukuk güvenliğinin korunması meselesidir.

Ekonomik Örgütler Platformu olarak inanıyoruz ki; Kıbrıs Türk halkının uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarının, Avrupa Birliği’nin kendi hukukunun ve Birleşmiş Milletler’in eşitlik ile insan hakları ilkelerinin en güçlü şekilde savunulması bugün her zamankinden daha büyük önem taşımaktadır.

Bugün verilecek güçlü bir diplomatik mesaj, yalnızca bugünü değil, Kıbrıs Türk halkının geleceğini de etkileyecektir."